İÇİNDEKİLER
ARAMA:

Şakk-ı Ka­mer: Ay’ın İki­ye Ya­rıl­ma­sı Mû­ci­ze­si

Ce­nâb-ı Hak, sı­rât-ı müs­ta­kî­me dâ­vet için va­zî­fe­len­dir­di­ği pey­gam­ber­le­ri­ni, kit­le­le­re te­sir edip on­la­rı îmâ­na cez­be­de­bi­le­cek fev­ka­lâ­de bir sa­lâ­hi­yet ile mü­ceh­hez kıl­mış­tır. Bu, kar­şı­la­şa­cak­la­rı küfr-i inâ­dî­nin kı­rı­la­bil­me­si için­dir. Ay­rı­ca pey­gam­ber­le­re, kit­le­le­rin ken­di­le­ri­ne tâ­bî ol­ma­la­rı­nı te­min için bir­ta­kım hâ­ri­ku­lâ­de lu­tuf­lar da ve­ril­miş­tir ki, bun­la­ra “mû­ci­ze” de­ni­lir.

Mû­ci­ze­ler, her pey­gam­be­re, ken­di de­vir­le­rin­de hay­ran­lık uyan­dı­ran kud­ret ve kuv­ve­te da­ya­lı ola­rak ser­gi­le­nen fâ­ri­ka­la­ra gö­re lut­fe­dil­miş­tir. Me­se­lâ, Haz­ret-i Mû­sâ -aley­his­se­lâm- dev­rin­de si­hir­baz­lık zir­ve­dey­di. Bu se­bep­le O’na bu sa­ha­da bir mû­ci­ze ve­ril­di: Asâ ve Yed-i Bey­zâ gi­bi.207

Haz­ret-i Îsâ dev­rin­de de tıp il­mi te­rak­kî kay­det­miş ve ta­bip­ler, hal­kın gö­zün­de çok üs­tün bir mev­kî ka­zan­mış­lar­dı. Bu yüz­den O’na da en mâ­hir ta­bip­le­ri bi­le ac­ze dü­şü­rüp ita­at­le­ri­ni te­min et­ti­re­cek bir mû­ci­ze bah­şe­dil­di: Ölü­le­ri di­rilt­mek gi­bi.

Pey­gam­ber -aley­his­sa­lâ­tü ves­se­lâm-’ın nü­büv­ve­ti ise, kı­yâ­me­te ka­dar bü­tün za­man ve me­kân­la­ra şâ­mil ol­du­ğun­dan, O, ön­ce­ki pey­gam­ber­le­rin ta­mâ­mın­da­ki sa­lâ­hi­yet, ik­ti­dar ve mû­ci­zâ­ta sâ­hip olup bü­tün bu ye­kû­nun da üs­tün­de­dir. Bu ba­kım­dan O’nun mû­ci­ze­le­ri, za­mâ­nı­nın en mü­es­sir mes­le­ği olan be­lâ­gat, fe­sâ­hat ve ta­lâ­ka­ta mün­ha­sır kal­ma­yıp çe­şit­li sa­ha­la­ra şâ­mil bir sû­ret­te ger­çek­leş­miş­tir. Bun­lar­dan bi­ri de, yu­ka­rı­da îzâh edi­len zâ­lim müş­rik­le­rin boy­kot­la­rı se­be­biy­le yor­gun ve bit­kin hâ­le ge­len mü’min­le­rin gö­nül­le­ri­ne bir tâ­ze­lik, ham­le gü­cü ve ümit ik­sî­ri sun­mak, kâ­fir­le­re ise kar­şı koy­duk­la­rı bu ye­ni olu­şu­mun kud­ret uf­ku hak­kın­da bir îkaz­da bu­lun­mak sa­de­din­de ger­çek­leş­miş olan “Şakk-ı Ka­mer” yâ­ni “Ay’ın iki­ye ya­rıl­ma­sı” mû­ci­ze­si­dir.

Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in bu bü­yük mû­ci­ze­si, boy­kot yıl­la­rın­da, Mek­ke dev­ri­nin do­ku­zun­cu se­ne­sin­de vu­kû bul­muş­tur.

Meh­tap­lı bir ge­ce­de Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, Rab­bi­ne duâ et­miş ve Ay iki­ye bö­lün­müş, bu mû­ci­ze her ta­raf­tan gö­rül­müş­tü. Ay iki­ye ay­rıl­dı­ğın­da bir par­ça­sı Ebû Ku­beys Da­ğı ta­ra­fın­da, di­ğer par­ça­sı Ku­ay­kı­ân Da­ğı ta­ra­fın­da mü­şâ­he­de edil­di. Müş­rik­ler, biz­zat gör­dük­le­ri bu apa­çık mû­ci­ze­ye rağ­men yi­ne de îmâ­na gel­mek­ten im­ti­nâ et­ti­ler. Hat­tâ Ebû Ce­hil «Bu bir si­hir­dir!» di­ye­rek bu mû­ci­ze­yi de in­kâr et­ti.

Bu mû­ci­ze­yi gör­müş olan müş­rik­ler, Haz­ret-i Pey­gam­ber -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- için:

“–Bi­zi bü­yü­le­di, ama her­ke­si bü­yü­le­ye­mez!” de­di­ler.

Bu­nun üze­ri­ne, Mek­ke dı­şın­da­ki uzak yer­ler­den ge­len ker­van­la­ra da böy­le bir hâ­di­se gö­rüp gör­me­dik­le­ri­ni sor­du­lar. On­lar da Ay’ın ya­rıl­dı­ğı­nı gör­dük­le­ri­ni bil­dir­di­ler.

Bu hâ­di­se­nin ar­dın­dan şu âyet-i ke­rî­me nâ­zil ol­du:

اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ

(1)

وَإِن يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ

(2)

“Kı­yâ­met yak­laş­tı ve Ay ya­rıl­dı. On­lar bir mû­ci­ze gör­se­ler, he­men yüz çe­vi­rir­ler ve: «Es­ki­den be­ri de­vâm ede­ge­len bir bü­yü­dür.» der­ler.” (el-Ka­mer, 1-2) (Vâ­hi­dî, s. 418; Tir­mi­zî, Tef­sîr, 54/3286)

Bü­tün Mek­ke hal­kı, Ay’ın iki­ye bö­lün­dü­ğün­de it­ti­fâk et­ti. Kal­bin­de hi­dâ­yet ışı­ğı olan­lar, Ra­sûl-i Ek­rem Efen­di­miz’i tas­dîk et­ti; ki­lit­li kalb­ler ise, “Ne bü­yük bir si­hir­baz!” de­di­ler.

Ni­te­kim meş­hur ast­ro­no­mi âli­mi Fran­sız ast­ro­nom Lef­ran­ço­is de La­lan­de, Ay’ın geç­miş ha­re­ket­le­ri­ni in­ce­ler­ken “Şakk-ı Ka­mer” mû­ci­ze­si­nin doğ­ru­lu­ğu­nu ka­bûl et­mek zo­run­da kal­mış­tır.208

a

Ce­nâb-ı Hakk’ın, pey­gam­ber­le­ri­ne lut­fet­ti­ği mû­ci­ze­le­rin hik­me­ti­ni bir­kaç mad­de ile hu­lâ­sa et­mek is­ter­sek kı­sa­ca şun­la­rı söy­le­ye­bi­li­riz:

1. Kit­le­le­re te­sir et­mek ve in­san­la­rı îmâ­na cez­bet­mek.

2. Mü’min­le­rin îman­la­rı­nı tak­vi­ye et­mek, gö­nül­le­ri­ni te­sel­lî et­mek.

3. Pey­gam­ber­le­rin nü­büv­vet ve ri­sâ­le­ti­ni is­pat et­mek.

4. Kud­ret-i ilâ­hî kar­şı­sın­da mün­kir­le­ri ac­ze, mü’min­le­ri hay­re­te dü­şür­mek.

Kur’ân-ı Ke­rîm’in her bir âye­ti, mü’min­le­rin îmâ­nı­nı, mün­kir­le­rin in­kâ­rı­nı ar­tır­dı­ğı gi­bi mû­ci­ze de hak­la­rın­da “lâ yeh­dî” buy­ru­lan, yâ­ni Rab­bin hi­dâ­yet ver­me­ye­ce­ği kim­se­le­rin in­kâ­rı­nı ar­tı­rır.209

“Şakk-ı Ka­mer” hâ­di­se­si, Pey­gam­ber Efen­di­miz’in bü­yük bir mû­ci­ze­si­dir. Pey­gam­ber Efen­di­miz, “Âhir Za­man Ne­bî­si” ol­du­ğu için O’nun dün­yâ­da zu­hû­ru, ay­nı za­man­da kı­yâ­me­tin âla­met­le­rin­den bi­ri­dir. Ni­te­kim âyet-i ke­rî­me­de:

اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ

“Kı­yâ­met yak­laş­tı ve Ay ya­rıl­dı.” (el-Ka­mer, 1) buyrularak bu gerçeğe temas edilmektedir.