İÇİNDEKİLER
ARAMA:

Eş­siz Bir Mer­ha­met ve Rah­mâ­nî Te­sel­lî­ler

Haz­ret-i Âi­şe -ra­dı­yal­lâ­hu an­hâ- vâ­li­de­miz bu­yu­rur­lar:

“–Uhud Sa­va­şı’n­dan da­ha faz­la da­ral­dı­ğın bir gün ol­du mu yâ Ra­sû­lal­lâh?” di­ye Haz­ret-i Pey­gam­ber’e sor­dum.

Şöy­le bu­yur­du­lar:

“–Evet, se­nin kav­min­den çok kö­tü­lük gör­düm. Bu kö­tü­lük­le­rin en fe­nâ­sı, on­la­rın ba­na Aka­be Gü­nü210 yap­tı­ğı­dır. Ay­rı­ca Tâ­if­li Ab­dü­kü­lâl’in oğ­lu İbn-i Ab­di­yâ­lîl’e sı­ğın­mak is­te­miş­tim de, be­ni ka­bûl et­me­miş­ti. (Ak­si­ne be­ni ayak ta­kı­mı­na taş­la­ta­rak her ta­ra­fı­mı kan re­vân için­de bı­rak­mış, yap­ma­dık ezi­yet bı­rak­ma­mış­tı.) Ben de ge­ri dön­müş, de­rin ke­der­ler için­de yü­rü­yüp gi­di­yor­dum. Kar­nü’s-Se­âlib mev­ki­ine va­rın­ca­ya ka­dar ken­di­me ge­le­me­dim. Ora­da ba­şı­mı kal­dı­rıp bak­tı­ğım­da, bir bu­lu­tun be­ni göl­ge­le­di­ği­ni gör­düm. Dik­kat­li­ce ba­kın­ca, bu­lu­tun için­de Ceb­râ­îl -aley­his­se­lâm-’ı fark et­tim. Ba­na:

«–Al­lâh Te­âlâ kav­mi­nin Sa­na ne söy­le­di­ği­ni ve Sen’i hi­mâ­ye et­me­yi na­sıl red­det­ti­ği­ni duy­muş­tur. On­la­ra di­le­di­ği­ni yap­ma­sı için de Sa­na Dağ­lar Me­le­ği’ni gön­der­miş­tir.» di­ye ses­len­di.

Bu­nun üze­ri­ne Dağ­lar Me­le­ği ba­na ses­le­ne­rek se­lâm ver­di. Son­ra da:

«–Ey Mu­ham­med! Kav­mi­nin Sa­na ne de­di­ği­ni Ce­nâb-ı Hak işit­ti. Ben Dağ­lar Me­le­ği’yim. Ne em­re­der­sen yap­mam için Al­lâh Te­âlâ be­ni Sa­na gön­der­di. Ne yap­ma­mı is­ti­yor­sun? Eğer di­ler­sen şu iki da­ğı on­la­rın ba­şı­na ge­çi­re­yim.» de­di.

O za­man:

«–Ha­yır, ben Ce­nâb-ı Hakk’ın on­la­rın soy­la­rın­dan sâ­de­ce Al­lâh’a ibâ­det ede­cek ve O’na hiç­bir şe­yi or­tak koş­ma­ya­cak kim­se­ler çı­kar­ma­sı­nı di­le­rim.» de­dim.” (Bu­hâ­rî, Bed’ü’l-Halk, 7; Müs­lim, Ci­hâd, 111)

Şâ­ir, Al­lâh Te­âlâ’nın Ha­bî­bi’ne olan eş­siz mu­hab­be­ti­ni ne gü­zel ifâ­de eder:

Sen ol mah­bûb­sun ki Hak Te­âlâ reh­gü­zâ­rın­da

Eder dün­yâ ve mâ­fî­hâ­yı kur­bân yâ Ra­sû­lal­lâh!

“Yâ Ra­sû­lal­lâh! Sen öy­le bir sev­gi­li­sin ki Ce­nâb-ı Hak, dün­yâ­yı ve için­de­ki her şe­yi Sen’in yo­lun­da kur­bân eder.”

a

Tâ­if yol­cu­lu­ğu pek çok ib­ret­ler ih­ti­vâ et­mek­te­dir:

1. Ev­ve­lâ, teb­lî­ğin çok mü­him ol­du­ğu­nu gös­ter­mek­te­dir. Pey­gam­be­ri­miz, hü­zün yı­lı ol­ma­sı­na rağ­men teb­lî­ği­ne ara ver­me­miş, bu­na sa­bır ve se­bat­la de­vâm et­miş­tir.

2. Tâ­if­li­le­rin ken­di­si­ni taş­la­ma­la­rı­na rağ­men, Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- on­la­ra bed­duâ et­me­miş­tir. Bu, Al­lâh Ra­sû­lü’nün mer­ha­me­ti­ni gös­te­rir­ken, bir teb­lîğ­ci­nin de mer­ha­met­li ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ne işâ­ret­tir.

3. Teb­lîğ­ci ha­tâ­yı ken­di­sin­den bil­me­li, in­san­la­rın hi­dâ­ye­ti için duâ et­me­li ve ümit­siz­li­ğe düş­me­me­li­dir. Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- bir ha­tâ kar­şı­sın­da, ken­di­si­ne ga­lat-ı ru’yet izâ­fe ede­rek:

“–Ba­na ne olu­yor ki, si­zi böy­le gö­rü­yo­rum!”211

bu­yu­rur­lar­dı. Ni­te­kim Haz­ret-i Sü­ley­mân -aley­his­se­lâm-’ın, Hüd­hüd ku­şu­nun top­lan­tı­da ha­zır ol­ma­dı­ğı­nı fark edin­ce:

مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ

“…Ba­na ne olu­yor ki (ara­nız­da) Hüd­hüd’ü gö­re­mi­yo­rum?..” (en-Neml, 20)

de­me­si de, bu teb­lîğ üs­lûp ve usû­lün­den­dir.

4. Tâ­if se­fe­rin­den son­ra Ad­dâs’ın îmâ­nı çok mü­him­dir. Çün­kü Ra­sû­lul­lâh -aley­his­sa­lâ­tü ves­se­lâm- en sı­kın­tı­lı ânın­da bu­nun­la te­sel­lî bul­muş­tur. Bu hâ­di­se de gös­te­ri­yor ki, en bü­yük sı­kın­tı­lar için­de ol­sak da­hî bir ki­şi­nin îmâ­nı bi­le bi­zi te­sel­lî et­me­li­dir.

5. Teb­lîğ­ci hâ­liy­le ör­nek ol­ma­lı­dır.

6. İs­lâm’ı teb­lîğ eden kim­se, in­san­lar­la mu­hâ­tab ol­ma­nın yo­lu­nu bil­me­li, kül­tür­lü ol­ma­lı, Pey­gam­ber Efen­di­miz’in Ad­dâs’a mu­âme­le­sin­de ol­du­ğu gi­bi ne­re­de ve ki­me ne söy­le­ye­ce­ği­ni iyi bil­me­li­dir.