İÇİNDEKİLER
ARAMA:

NÜ­BÜV­VE­TİN BE­ŞİN­Cİ SE­NE­Sİ Ha­be­şis­tan Hic­re­ti

Ra­sûl-i Ek­rem -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- Efen­di­miz, Ku­reyş­li­le­rin aman­sız ezi­yet­le­ri kar­şı­sın­da müs­lü­man­la­ra hic­ret em­ri ver­di. Çün­kü on­lar, dî­nî va­zî­fe­le­ri­ni hür ve ser­best­çe ya­pa­mı­yor­lar­dı. Ay­rı­ca dî­ni yay­mak da va­zî­fe­le­ri idi.

As­hâb-ı ki­râm, ne­re­ye hic­ret ede­bi­le­cek­le­ri­ni sor­duk­la­rın­da Ra­sûl-i Ek­rem Efen­di­miz:

“–Ha­be­şis­tan’a! Çün­kü ora­da, hal­kı­na zul­met­me­yen bir hü­küm­dar var­dır. Hem ora­sı bir doğ­ru­luk ül­ke­si­dir. Al­lâh Te­âlâ, için­de bu­lun­du­ğu­nuz sı­kın­tı­lar­dan bir kur­tu­luş yo­lu lut­fe­din­ce­ye ka­dar ora­da ka­lın!” bu­yur­du. (İbn-i Hi­şâm, I, 343; İbn-i Sa’d, I, 203-204)

Bu ilk hic­ret, Mek­ke dev­ri­nin 5. yı­lı­nın Re­ceb ayın­da ya­pıl­dı.

İlk kâ­fi­le; on iki­si er­kek, be­şi ka­dın, top­lam on ye­di ki­şi­den mü­te­şek­kil idi. İç­le­rin­de Os­man bin Af­fân, zev­ce­si Haz­ret-i Ru­kıy­ye, Zü­beyr bin Av­vâm, Mus’ab bin Umeyr, Ab­dur­rah­mân bin Avf, Ebû Se­le­me, Üm­mü Se­le­me, Os­man bin Maz’ûn, İbn-i Mes’ûd -ra­dı­yal­lâ­hu an­hüm- gi­bi as­hâ­bın ile­ri ge­len­le­ri de mev­cut­tu.

Mek­ke’den giz­li­ce ay­rıl­mış olan Mu­hâ­cir­ler, Şu­ay­be is­ke­le­si­ne var­dık­la­rın­da, Al­lâh Te­âlâ’nın bir lut­fu ola­rak iki ti­câ­ret ge­mi­si gel­di. Mu­hâ­cir­ler, on­lar­la ya­rım al­tı­na an­la­şa­rak Ha­be­şis­tan’a geç­ti­ler. Ku­reyş­li­ler, Mu­hâ­cir­le­ri ya­ka­la­mak için peş­le­ri­ne düş­tü­ler­se de bun­da mu­vaf­fak ola­ma­dı­lar. Sâ­hi­le var­dık­la­rın­da, ge­mi­ler çok­tan de­ni­ze açıl­mış bu­lu­nu­yor­du. (İbn-i Sa’d, I, 204)

Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, Ha­be­şis­tan’a hic­ret eden Haz­ret-i Os­man ve kı­zı Ru­kıy­ye’den bir müd­det ha­ber ala­ma­dı. Fahr-i Kâ­inât Efen­di­miz za­man za­man dı­şa­rı çı­kar, o ta­raf­lar­dan ge­len­le­re ev­lât­la­rı­nın ha­be­ri­ni so­rar­dı. Ku­reyş’ten bir ka­dın Ha­beş di­yâ­rın­dan gel­di. Ra­sûl-i Ek­rem Efen­di­miz, kı­zı ve da­ma­dı­nı ona da sor­du. O da:

“–Ey Ebu’l-Kâ­sım, ben on­la­rı gör­düm.” de­di.

Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-:

“–Na­sıl­lar­dı, iyi­ler miy­di?” di­ye sor­du.

Ka­dın:

“–Os­man, Ru­kıy­ye’yi bir mer­ke­be bin­dir­miş gö­tü­rü­yor, ken­di­si de ar­ka­sın­dan yü­rü­yor­du.” de­di.

Bu­nun üze­ri­ne Fahr-i Kâ­inât Efen­di­miz:

“–Al­lâh yâr ve yar­dım­cı­la­rı ol­sun! Şüp­he­siz Os­man bin Af­fân, Lût -aley­his­se­lâm-’dan son­ra âi­le­siy­le bir­lik­te Al­lâh için hic­ret eden ilk in­san ol­du.” bu­yur­du. (Ali el-Müt­ta­kî, XI­II, 63/36259)

İlk Mu­hâ­cir­ler, Ha­be­şis­tan’da üç ay ka­la­bil­di­ler. Çün­kü Mek­ke’li müş­rik­le­rin de ar­tık îmân et­tik­le­ri­ne dâ­ir bir şâ­yia ya­yıl­mış­tı. Bu­nun üze­ri­ne hic­ret kâ­fi­le­si ge­ri dön­dü. Otuz üç er­kek, al­tı ha­nım­dan olu­şan otuz do­kuz ki­şi­lik bir kâ­fi­le, nü­büv­ve­tin be­şin­ci yı­lı­nın Şev­val ayın­da Ha­be­şis­tan’dan yo­la çık­tı. Mek­ke’ye yak­laş­tık­la­rın­da ise müş­rik­le­rin müs­lü­man ol­du­ğu­na dâ­ir işit­tik­le­ri ha­be­rin asıl­sız ol­du­ğu­nu öğ­ren­di­ler. Tek­rar Ha­beş ül­ke­si­ne ge­ri dön­mek, ken­di­le­ri­ne çok ağır gel­di. Öte yan­dan, hi­mâ­ye­siz ola­rak Mek­ke’ye gir­mek­ten de kork­tu­lar. An­cak müş­rik olan ak­ra­bâ ve dost­la­rı­nın hi­mâ­ye­sin­de ve­ya giz­li­ce Mek­ke’ye gi­re­bil­di­ler. (İbn-i Hi­şâm, II, 3-8; İbn-i Sa’d, I, 206; Hey­se­mî, VI, 33)