İÇİNDEKİLER
ARAMA:

İkin­ci Şerh-i Sadr: Kalb-i Ne­bî’nin Mer­ha­met, Şef­kat ve Rah­met ile Dol­du­rul­ma­sı

Ebû Hü­rey­re75 -ra­dı­yal­lâ­hu anh-, Pey­gam­ber Efen­di­miz -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’e hiç kim­se­nin sor­ma­ya ce­sâ­ret ede­me­di­ği şey­le­ri sor­mak hu­sû­sun­da son de­re­ce ce­sur dav­ra­nır, hiç çe­kin­mez­di. Bir­gün Fahr-i Kâ­inât Efen­di­miz’e:

“–Yâ Ra­sû­lal­lâh! Nü­büv­vet­le alâ­ka­lı ilk gör­dü­ğü­nüz alâ­met ne­dir?” di­ye sor­du.

İki ci­hâ­nın sa­âdet reh­be­ri olan Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-şöy­le bu­yur­du:

“–Ey Ebû Hü­rey­re! Mâ­dem sor­dun, söy­le­ye­yim. Ben on yaş­la­rın­day­ken bir­gün sah­râ­da idim. Ba­şı­mın üs­tün­den ge­len bir ses­le ir­kil­dim. Bir adam di­ğe­ri­ne sor­du:

“–Bu, O mu­dur?”

Öte­ki ce­vap ver­di:

“–Evet, bu O’dur.”

O za­mâ­na ka­dar hiç kim­se­de gör­me­di­ğim yüz­ler, kim­se­de bul­ma­dı­ğım rûh­lar ve hiç kim­se­de gör­me­di­ğim el­bi­se­ler­le kar­şı­ma çık­tı­lar. Yü­rü­ye­rek ba­na doğ­ru ge­len o iki adam­dan her bi­ri, bir ko­lum­dan tut­tu, fa­kat do­kun­duk­la­rı­nı hiç his­set­me­dim.

Bi­ri ar­ka­da­şı­na:

“–Hay­di O’nu ye­re ya­tır!” de­di.

Be­râ­ber­ce be­ni ye­re ya­tır­dı­lar. Ben hiç­bir zor­luk ve güç­lük­le kar­şı­laş­ma­dım. Yi­ne bi­ri di­ğe­ri­ne:

“–Hay­di göğ­sü­nü aç!” de­di ve o da aç­tı. Fa­kat ne kan gör­düm, ne de bir acı his­set­tim. Ona yi­ne şöy­le de­di:

“–Hay­di, ora­da­ki kin ve ha­se­di çı­kar!”

O da ora­dan kan pıh­tı­sı gi­bi bir şey çı­kar­dı. Son­ra onu fır­la­tıp at­tı.

 “–Hay­di, şim­di onun ye­ri­ne şef­kat ve mer­ha­me­ti yer­leş­tir!” de­di. Çı­kar­dık­la­rı şey bü­yük­lü­ğün­de ve gü­mü­şe ben­ze­yen bir şey koy­duk­la­rı­nı gör­düm. Son­ra sağ aya­ğı­mın baş par­ma­ğı­nı tu­tup oy­nat­tı ve:

“–Hay­di se­lâ­met­le git!” de­di.

Ben kal­kıp gi­der­ken içim şef­kat ve mer­ha­met­le do­lu idi. On­dan son­ra da hep kü­çük­le­re kar­şı şef­kat, bü­yük­le­re kar­şı da mer­ha­met his­set­tim.” (Ah­med, V, 139; Hey­se­mî, VI­II, 223)

,