İÇİNDEKİLER
ARAMA:

Bi­rin­ci Şerh-i Sadr: Kal­bin Açıl­ma­sı Hâ­di­se­si

Al­lâh Te­âlâ, ilâ­hî es­râ­rı alı­cı hâ­le gel­me­si için Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in sad­rı­nı mü­te­ad­did de­fâ­lar aç­mış, içi­ni te­miz­le­ye­rek, hu­zur, sü­kû­net, mer­ha­met, şef­kat, îman ve hik­met gi­bi ul­vî has­let­ler­le dol­dur­muş­tur. Bu hâ­di­se­le­rin il­ki, Pey­gam­ber Efen­di­miz he­nüz süt an­ne­si­nin ya­nın­day­ken ger­çek­leş­miş­tir. Hâ­di­se­yi Fahr-i Kâ­inât Efen­di­miz biz­zat an­lat­mış­lar­dır.

Bir kim­se Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’e:

“–Pey­gam­ber­li­ği­ni­zin ilk alâ­met­le­ri ne idi?” di­ye sor­muş­tu. Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- şöy­le bu­yur­du:

“–Be­nim süt an­nem Sa’d bin Bekr Oğul­la­rı’ndan­dı. Ben ve süt kar­de­şim hay­van­la­rı­mı­zı alıp git­miş­tik. Ya­nı­mı­za hiç­bir yi­ye­cek de al­ma­mış­tık. Süt kar­de­şi­me:

«–Kar­de­şim, hay­di an­ne­me git de bi­raz yi­ye­cek ge­tir!» de­dim.

O git­ti, ben hay­van­la­rın ya­nın­da kal­dım. Ara­dan çok geç­me­den be­yaz el­bi­se­li iki me­lek gel­di. Bi­ri di­ğe­ri­ne:

«–Bu, O mu­dur?» di­ye sor­du.

Öte­ki de:

«–Evet.» de­di.

He­men ya­nı­ma gel­di­ler, be­ni sır­tüs­tü ya­tır­dı­lar, kar­nı­mı aç­tı­lar. Son­ra kal­bi­mi çı­kar­dı­lar, onu ya­rıp için­den iki si­yah kan pıh­tı­sı çı­kar­dı­lar.

Son­ra bi­ri öte­ki­ne:

«–Hay­di git ba­na kar su­yu ge­tir!» de­di.

Onun­la içi­mi yı­ka­dı­lar. Son­ra yi­ne:

«–Hay­di şim­di de do­lu su­yu ge­tir!» de­di. Ge­tir­di, onun­la da kal­bi­mi yı­ka­dı­lar. Son­ra:

«–Hay­di şim­di hu­zur ve sü­kû­ne­ti ge­tir!» de­di.

Onu kal­bi­me yer­leş­tir­di­ler.

Da­ha son­ra bi­ri öte­ki­ne:

«–Hay­di ka­pat ve O’nu pey­gam­ber­lik müh­rü ile mü­hür­le!» de­di.

Me­lek de kal­bi­mi ka­pat­tı ve nü­büv­vet müh­rüy­le mü­hür­le­di… Da­ha son­ra ay­rı­lıp git­ti­ler, ha­kî­ka­ten çok kork­muş­tum. Son­ra dö­nüp eve git­tim ve ba­şı­ma ge­len­le­ri bir bir süt an­ne­me an­lat­tım…” (Ah­med, IV, 184-185; İbn-i Ke­sîr, el-Bi­dâ­ye, II, 280; Hey­se­mî, VI­II, 222)

Bâ­zı kay­nak­la­rın bil­dir­di­ği­ne gö­re bu hâ­di­se, Var­lık Nû­ru dört ya­şın­da iken ger­çek­leş­miş­tir.63

Enes -ra­dı­yal­lâ­hu anh-:

“Ben Al­lâh Ra­sû­lü’nün sad­rın­da­ki o ya­ra izi­ni hep gö­rür­düm.” de­miş­tir. (Müs­lim, Îman, 261)

Ra­sûl-i Ek­rem Efen­di­miz’in sad­rı­nın ya­rıl­ma­sın­da­ki hik­met­ler­den bâ­zı­la­rı şun­lar­dır:

Al­lâh Te­âlâ, bu sû­ret­le Ra­sû­lü’nün hâl ve şâ­nı­nı in­san­la­ra bil­dir­miş ve O’nu ço­cuk­lu­ğun­dan iti­bâ­ren va­hiy için ha­zır­la­mış­tır. Mâ­ne­vî bir te­miz­lik ame­li­ye­si olan şerh-i sadr hâ­di­se­si­nin, in­san­la­rın mü­şâ­he­de ede­bi­le­ce­ği bir sû­ret­te vâ­kî ol­ma­sı da O’nun ri­sâ­le­ti­ne îman ve tas­dî­ki da­ha çok te­min et­me hik­me­ti­ne mâ­tuf­tur. Ni­te­kim bu­nun gi­bi hâ­ri­ku­lâ­de hâl­ler, in­san­la­rın O’na îmân et­me­le­ri­ni ko­lay­laş­tır­mış­tır.