İÇİNDEKİLER
ARAMA:

Haz­ret-i Ha­tî­ce ile İz­di­vâ­cı

Mey­se­re, Şam se­ya­ha­ti es­nâ­sın­da gör­dü­ğü hâ­ri­ku­lâ­de hâ­di­se­le­ri, Pey­gam­ber Efen­di­miz’in sû­ret ve sî­ret gü­zel­lik­le­ri­ni ve müs­tes­nâ hâl­le­ri­ni, dö­nüş­te Haz­ret-i Ha­tî­ce’ye taf­si­lât­lı bir şe­kil­de an­lat­tı. Bu­nun üze­ri­ne Ha­tî­ce vâ­li­de­miz­de Âlem­le­rin Efen­di­si ile ev­len­me is­te­ği hâ­sıl ol­du.

Haz­ret-i Ha­tî­ce’nin ar­ka­da­şı Ne­fî­se bint-i Ümey­ye, bu iz­di­vâ­cın na­sıl ge­liş­ti­ği­ni şöy­le an­la­tır:

“Ha­tî­ce bint-i Hu­vey­lid, be­ce­rik­li, gay­ret­li, sağ­lam ka­rak­ter­li ve şe­ref­li bir ha­nım idi. Kav­mi­nin er­kek­le­ri onun­la ev­len­mek için can atar­lar­dı. Lâ­kin Haz­ret-i Ha­tî­ce, Fahr-i Kâ­inât -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- Efen­di­miz’in ka­rak­ter ve şah­si­ye­ti­ne hay­ran­dı. Haz­ret-i Mu­ham­med -aley­his­se­lâm- Şam ti­câ­re­tin­den dön­dük­ten son­ra Ha­tî­ce, ken­di­siy­le ev­len­mek is­te­yip is­te­me­ye­ce­ği­ni an­la­mak mak­sa­dıy­la be­ni O’na gön­der­di:

«–Ey Mu­ham­med! Sen ni­çin ev­len­mi­yor­sun?» di­ye sor­dum.

«–Mad­dî im­kâ­nım yok­ken na­sıl ev­le­ne­bi­li­rim?» de­di.

«–Eğer im­kâ­nın ol­sa mal, şe­ref ve gü­zel­lik sâ­hi­bi bir kim­se ile ev­le­nir mi­sin?» di­ye sor­dum.

«–Kim bu ha­nım?» de­di.

«–Ha­tî­ce!» de­dim.

«–Sen­ce bu müm­kün mü?» de­di.

«–Ora­sı­nı ba­na bı­rak!» de­dim.

«–O hâl­de, ben de se­nin de­di­ği­ni ya­pa­rım!» de­di.

He­men gi­dip du­ru­mu Ha­tî­ce’ye bil­dir­dim.” (İbn-i Sa’d, I, 131)

Haz­ret-i Ha­tî­ce, Ne­fî­se Hâ­tun’un müj­de­si üze­ri­ne Ra­sûl-i Ek­rem -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- Efen­di­miz’e iz­di­vac tek­li­fin­de bu­lun­du. Âlem­le­rin Efen­di­si bu du­ru­mu am­ca­sı Ebû Tâ­lib’e ha­ber ver­di. Ebû Tâ­lib, Haz­ret-i Ha­tî­ce’nin am­ca­sı Amr bin Esed’e git­ti ve dü­nür­lük­te bu­lun­du.

Ebû Tâ­lib ve Haz­ret-i Ha­tî­ce’nin am­ca­oğ­lu Va­ra­ka bin Nev­fel, kar­şı­lık­lı ni­kâh hut­be­si oku­du­lar. Da­ha son­ra Haz­ret-i Ha­tî­ce’nin am­ca­sı Amr, aya­ğa kal­ka­rak:

“–Ey Ku­reyş ce­ma­ati! Şâ­hit olu­nuz ki ben, Ha­tî­ce bint-i Hu­vey­lid’i Mu­ham­med bin Ab­dul­lâh’a ni­kâh­la­dım!” de­di.86

Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- Haz­ret-i Ha­tî­ce’ye me­hir ola­rak 20 genç de­ve ver­di.87

Var­lık Nû­ru, ev­len­di­ğin­de 25 yaş­la­rın­da bu­lu­nu­yor­du. Tâ­lih­li ve asîl ka­dın Haz­ret-i Ha­tî­ce ise, Var­lık Nû­ru’ndan on beş yaş bü­yük, ço­cuk­lu ve dul bir ha­nım­dı.

Haz­ret-i Ha­tî­ce vâ­li­de­miz, ma­lı ve ca­nı ile Pey­gam­ber Efen­di­miz’e ye­ni bir güç kay­na­ğı ol­du.

Şe­ref­li bir âi­le­ye men­sûb olan Haz­ret-i Ha­tî­ce’ye yük­sek ah­lâ­kı se­be­biy­le İs­lâm’dan ön­ce “Afî­fe” ve “Tâ­hi­re”, İs­lâm’dan son­ra da “Ha­tî­ce­tü’l-Küb­râ” de­nil­miş­tir.88

Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-:

“(Âhi­re­tin)

en ha­yır­lı ka­dı­nı Mer­yem bint-i İm­rân’dır. (Dün­yâ­nın)

en ha­yır­lı ka­dı­nı ise Ha­tî­ce bint-i Hu­vey­lid’dir.” bu­yur­muş­tur. (Bu­hâ­rî, Me­nâ­kı­bu’l-En­sâr, 20; Müs­lim, Fe­dâ­ilu’s-Sa­hâ­be, 69)

Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in bu iz­di­vâ­cı, O’nun nef­sâ­nî ar­zu­la­rı­na mey­le­den bir kim­se ol­ma­dı­ğı­nı, hat­tâ bun­la­ra hiç de­ğer ver­me­di­ği­ni açık­ça or­ta­ya koy­mak­ta­dır. Şâ­yet öy­le ol­say­dı, Al­lâh Ra­sû­lü’nün ken­din­den yaş­ça bü­yük dul ve ço­cuk­lu bir ha­nım­la de­ğil, da­ha genç bir kim­sey­le ev­len­me­si îcâb eder­di. Fa­kat Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, ev­le­ne­ce­ği ka­dın­da genç­lik, gü­zel­lik gi­bi fâ­nî hu­sû­si­yet­ler ye­ri­ne; şe­ref, fa­zî­let ve gü­zel ah­lâk gi­bi ul­vî has­let­ler ara­mış­tır.